YPG’nin Suriye Devletine Entegrasyonu Ne Anlama Geliyor? Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler

 Türkiye, son on beş yılda terörle mücadelede sahada ciddi askerî başarılar elde etti. Ancak bugün gelinen noktada ortada bir gerçek var:

Terör sorunu bitmedi, biçim değiştirdi.

Suriye’de yaşanan son gelişmeler, YPG/SDG’nin Şam yönetimiyle “entegrasyon” adı altında meşrulaştırılması ve bu sürecin uluslararası aktörlerce desteklenmesi, Türkiye açısından yeni ve daha karmaşık bir güvenlik tehdidi doğurmuştur.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur:

Nerede yanlış yaptık ki bu noktaya gelindi?

 


Birinci Büyük Hata: Terörü Silahla Yenince Bitti Sanmak

Hükümetin en temel yanılgısı, terörle mücadeleyi askerî başarıyla sınırlı bir mesele olarak görmesidir.

Oysa PKK ve uzantıları:

  • Yenilince yok olmaz

  • Bastırılınca geri çekilir

  • Meşrulaşınca güçlenir

Bugün Suriye’de olan tam olarak budur.
YPG tasfiye edilmemiştir. Silahsızlandırılmamıştır. İdeolojik olarak çözülmemiştir.
Sadece “devlet içine alınarak” korunmuştur.

Bu, terörle mücadelede kabul edilebilecek bir yöntem değildir.

İkinci Büyük Hata: Şam Yönetimini Yanlış Okumak

Türkiye uzun süredir “Suriye’nin toprak bütünlüğü” ilkesini savunuyor. Bu ilke doğrudur. Ancak yapılan kritik hata şudur:

Merkezi devlet güçlenirse terör otomatik olarak zayıflar sanıldı.

Bu varsayım yanlıştır.

Merkezi devlet:

  • Terörü tasfiye ederse güçlenir

  • Terörle uzlaşırsa devletin içine virüs alır

Şara yönetimi, YPG’ye karşı:

  • Dağıtma yolunu değil

  • Entegre etme yolunu seçmiştir

Bu tercih, kısa vadede çatışmayı azaltır;
uzun vadede devlet içinde örgütlü bir yapı yaratır.

Türkiye burada net bir kırmızı çizgi koymalıydı:

  • Silahsızlanma

  • Kadroların tasfiyesi

  • Örgütsel yapıların dağıtılması

Bunlar gerçekleşmeden “destek” verilmesi, stratejik bir hatadır.

Üçüncü Büyük Hata: Uluslararası Algıyı Boş Bırakmak

Bugün ABD, Avrupa ve Rusya’da oluşan algı nettir:

“Türkiye itiraz ediyor ama fiilen kabullenmiş görünüyor.”

Bu algı kendiliğinden oluşmadı.
Hükümet:

  • YPG–PKK bağını uluslararası alanda yeterince sert anlatmadı

  • Entegrasyonun meşrulaştırma anlamına geldiğini güçlü biçimde işlemedi

  • Sessiz diplomasiyle yetindi

Sessiz diplomasi, karşı taraf iyi niyetliyse işe yarar.
Ama karşınızda çıkar odaklı aktörler varsa, sessizlik zaaf olarak okunur.

En Tehlikeli Boyut: İç Güvenlik ve Göç Gerçeği

Türkiye’de hâlâ milyonlarca Suriyeli bulunuyor. Bu insani bir mesele olduğu kadar doğrudan bir iç güvenlik konusudur.

Şu gerçek görmezden geliniyor:

  • Suriye’de YPG kökenli yapıların devletleşmesi

  • Türkiye’deki Suriyelilerin önemli kısmının bu bölgelerle akrabalık ve sosyal bağlarının olması

Bu tablo, ileride:

  • İstihbarat sızmaları

  • Örgütsel temaslar

  • Radikalleşme ve lojistik riskler doğurabilir

Hükümetin hatası, bu konuyu konuşmaktan kaçınmasıdır.
Konuşulmayan risk ortadan kalkmaz; sadece büyür.

PKK Devlet Kurabilir mi? Yanlış Soru

Asıl soru şudur:

PKK, başka bir devletin içinde karar verici bir güç olabilir mi?

Bugün Suriye’de bu yaşanıyor.

Bayrak yok.
Bağımsızlık ilanı yok.
Ama devlet mekanizmasının içinde örgütlü bir yapı var.

Bu, klasik terörden çok daha tehlikelidir. Çünkü artık:

  • Hedef alınması zor

  • Hukuken korunur

  • Uluslararası alanda “meşru aktör” gibi sunulur

Sonuç: Tehlike Azalmadı, Derinleşti

Bugün kamuoyuna anlatılan şudur:

“Terör geriliyor, bölge sakinleşiyor.”

Gerçek ise şudur:

Terör geri çekilmiyor, kurumsallaşıyor.

Bu noktaya gelinmesinin sorumluluğu:

  • Bir kişinin değil

  • Yanlış devlet yaklaşımının sonucudur

Atatürk’ün terörle ve isyanlarla mücadelede temel ilkesi şuydu:

Sorunu doğmadan bitirmek.

Bugün ise sorun, doğmuşken “idare edilmeye” çalışılıyor.

Terörle mücadele:

  • Sadece operasyonla olmaz

  • Sadece diplomasiyle olmaz

  • Netlik, süreklilik ve tavizsiz devlet aklıyla olur

Aksi halde bugün “kontrol altında” denilen yapılar, yarın devletin karşısına daha güçlü çıkar.

Bu bir muhalefet yazısı değil.
Bu, uyarı yazısıdır.

Türkiye Şimdi Ne Yapmalı?


Türkiye hâlâ bu süreci tersine çevirebilecek kapasiteye sahiptir. Ancak bunun için reflekslerle değil, açık ilkelerle hareket etmek zorundadır.

Birincisi:
Türkiye, YPG/PKK kökenli hiçbir yapının, hangi devlet çatısı altında olursa olsun, kendisi açısından meşru kabul edilmeyeceğini açık ve yazılı biçimde ilan etmelidir. Entegrasyon adı altında örgütsel devamlılığa izin verilmesi, terörle mücadele değildir.

İkincisi:
Şam yönetimiyle ilişkiler koşulsuz destek zemininden çıkarılmalı; silahsızlanma, kadro tasfiyesi ve örgütsel yapıların dağıtılması net şartlara bağlanmalıdır. Bu şartlar karşılanmadan verilen her siyasi destek, ileride Türkiye’nin güvenlik maliyetini artıracaktır.

Üçüncüsü:
Uluslararası alanda “sessiz itiraz” dönemi sona ermelidir. YPG–PKK bağının entegrasyon sonrasında da devam ettiği; bunun bir tasfiye değil, meşrulaştırma süreci olduğu ABD, Avrupa ve NATO platformlarında sistematik biçimde anlatılmalıdır. Anlatılmayan gerçek, uluslararası siyasette yok hükmündedir.

Dördüncüsü:
Göç meselesi artık yalnızca sosyal değil, doğrudan iç güvenlik başlığı olarak ele alınmalıdır. Türkiye’de bulunan Suriyeliler arasında örgütsel temas, lojistik ve finansal bağ risklerine yönelik hedefli ve hukuka uygun güvenlik analizleri gecikmeden yapılmalıdır. Bu, toplu suçlama değil; devletin kendini koruma refleksidir.

Beşincisi:
Terörle mücadele yalnızca bugünü değil, yarını da hedeflemek zorundadır. Kısa vadeli sükûnet adına uzun vadeli tehditlerin devlet mekanizmasına yerleşmesine göz yumulamaz. Terörle uzlaşan devletler, zamanı geldiğinde bunun bedelini daha ağır öder.

Not: Bu yazı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, toprak bütünlüğünü ve terörle mücadelesini esas alan bir durum tespiti ve politika değerlendirmesidir. Amaç, devlet kurumlarını yıpratmak değil; terörle mücadelede daha güçlü, tutarlı ve uzun vadeli bir stratejiye katkı sunmaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessiz Dosya: IŞİD, Aile Ağları ve Türkiye’nin Görünmeyen Güvenlik Sınırı

ABD ve Rusya Suriye'den Çekilirse...Değişen Tehdit Ortamında Türkiye Ne Yapmalı?